4 Ocak 2015 Pazar

Değerli Taşlar

Mücevher yapımında ve hastalıkların tedavisinde kullanılan
değerli ve yarı-değerli taşlar, asırlardan beri insanoğlunun ilgisini
çekmiş ve bunların türlerini, özelliklerini, yontma tekniklerini ve ticm
değerlerini öğrenmek önemli bir sorun olarak görülmüştür. Osmanlılar
da bu konuya yabancı kalmamışlar ve değerli ve yarı-
değerli taşlar konusunda taş işleme ustalarını, tacirleri ve toplumun
diğer kesimlerini aydınlatmak için çok sayıda kitap yazmışlardır.
Bilindiği üzere, Osmanlılar Dönemi'nde, bu tür taşlara "Cevher"
ve cevherleri tanıtmak maksadıyla yazılmış bilimsel yapıtlara
ise "Cevhemame" veya -"Cevher" kelimesinin çoğulu olan "Cevahir"
kelimesinden yararlanılarak- "Cevahimame" adı verilmiştir;
"Cevahimame"nin karşılığı olarak, İngilizce'de "Lapidary" ve
Fransızca'da ise "Lapidaire" 1 kelimeleri bulunmaktadır ve bunlar,
* Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü, Bilim
Tarihi Anabilim Dalı Doçenti.
** Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü, Bilim
Tarihi Anabilim Dalı.
I. Lapidaire terimi, Fransızca'da,
(I) Değerli taşların özellikleri hakkında yazılmış risale veya bu risalelerden birinin
yazarı,
(2) Değerli taşları yontan işçi ve
(3) Elmasları ve saat parçalarını parlatmaya yarayan dönen taş anlamlarını taşımaktadır;
bkz., Quillet-Flammarion, Dictiomıaire Usuel, Paris 1963, s.896; ancak bu anlamlardan
sadece birincisi, cevahimame terimine karşılık gelmektedir.2 REMZİ DEMİR - MUTLU KILIÇ
Uitince' de taş anlamına gelen "Lapis "2 kelimesinden türetilmiştir.
Ayrıca Osmanlılar, cevherleri tanıtan yazarlara veya cevher alımsatımı
ve üretimi ile uğraşan kişilere "Cevheıi" veya "Ehl-i Cevahir"
demişlerdir.
Bu çalışmamız, esasen iki bölümden oluşmuştur; Birinci Bö-
lüm'de Yunan, Roma, İslam ve Osmanlı dönemlerinde, cevherler
hakkında yapılmış bazı önemli araştırmalar ana çizgileriyle tanıtılmış
ve İkinci Bölüm'de ise, Osmanlı Dönemi'nde yazılmış biri
manzum, diğeri ise mensur olan iki cevahimame betimlenmiş ve bu
konuya ilgi duyan araştırmacılar tarafından kullanılmaları için metinleri
sunulmuştur.
BİRİNCİ BÖLÜM:
YUNANLıLAR'DAN OSMANLıLAR' A CEV AHİRNAME
TARİHİNE KISA BİR BAKıŞ
Yunan Dönemi
Jeoloji ve mineralojiye ilişkin ilk bilgiler, asırlar boyunca Mı-
sır' daki, Yunanistan' daki ve başka ülkelerdeki maden ocaklarında
yapılan kazılar sırasında toplanmıştır.
Ancak jeolojik sorunların, ilk defa Aristoteles'in Meteorologica
(Meteoroloji) adlı yapıtında tartışıldığı görülmektedir. Bu da oldukça
doğaldır; çünkü Eskiçağ ve Ortaçağ'da, meteoroloji ve jeoloji,
birbirinin içine girmiş ve meteorolojik olgular, Yerüstü Rüzgarları
ile açıklanırken, jeolojik -ve dolayısıyla mineralojik- olgular,
Yeraltı Rüzgarları ile açıklanmıştır.
Aristoteles'e göre, sürtme ve çarpma sonucunda ısınmış olan
Yeraltı Rüzgarları, toprak ve su gibi temel unsurları etkileyerek madenlerin,
yani metallerin ve taşların oluşumu sağlamıştır3
.
Plinus (M.S. 23-79), Naturalis Historia (Doğa Tarihi, M.S.77)
adlı tanınmış yapıtının değerli taşlara ve metaIlere ilişkin olan
2. Bu kelimenin Yunanca karşılığı ise "Lithos"tur; bkz., H.G. Liddell ve R. Scott.A
Greek-English Lexicon. Oxford 1937, s.1048-1049.
3. George Sarton. A History of Science, Ancient Scieııce Through the Golden Age ol'
Greece, Londra 1953, s.558-559.CEV AHİRNAMELER VE OSMANLıLAR DÖNEMİ'NDE YAZıLMıŞ... 3
XXXVII. Kitab'ında, bu alanda otorite olan yirmi Yunanlı yazarın
adını anar. Ancak bu yazarlar arasında, bilim tarihi açı-
sından en önemli olanı, hiç kuşkusuz ki De Lapidibus (Taşlar
Üzerine) adlı küçük bir incelemenin sahibi olan Theophrastos'tur.
Aristoteles'in en ünlü öğrencisi olan Theophrastos, yaklaşık
olarak M.Ö. 372 yılında Lesbos Adası'ndaki Eresos'ta doğmuştur.
Atina'da öğrenim görmüş ve önce Platon'un (Yaklaşık M.Ö. 428/
427-348/347) ve sonra hem üstadı ve hem de dostu olan Aristoteles'in
(M.Ö. 384-322) mektebinde bulunmuştur. Aristoteles, Atina'dan
ayrıldığında (M.Ö. 323), onun yerine geçmiş ve Aristoteles-
çi Mekteb'in önderi konumuna yükselmiştir. Yaklaşık M.Ö. 287 yı-
lındaki ölümüne değin bu mektebin sözcülüğünü yapmış ve Diogenes
Laertius'un (3. yüzyıl) Peri Bion Dogm.aton Kai Apophthegmaton
Ton En Phifosophia Eudokimesanton (Meşhur Filozofların
Yaşamları, Öğretileri ve Deyişleri Üzerine) adlı Yunan felsefesi
tarihinde bildirdiğine göre, seksen beş yaşında vefat etmiş-
tir.
Theophrastos'un bilim tarihi açısından en önemli iki yapıtı bitkilerle
ilgilidir ve bunlardan biri Peri Phyton Historia (Bitkilerin
Tarihi Üzerine) ve diğeri ise Peri Phyton Aition (Bitkilerin Nedenleri
Üzerine) adlarını taşır. Bu yapıtlar, ardılları olan bitki-bilimciler
tarafından, Theophrastos'un, bütün dönemlerin en büyük botanikçilerinden
birisi ve botanik biliminin kurucusu olarak değerlendirilmesine
yol açmıştır.
En iyi tanınan ve en çok kullanılan yapıtı ise, 30 çeşit karakteri
betimlediği Kharakteres Ethikoi'dir (Halkların Karakterleri). Bilindiği
üzere bu yapıt, sonraki dönemlerde oldukça etkili olmuş ve 17.
yüzyıl Fransız düşünürlerinden ve eleştirmenlerinden Jean de La
Bruyere (1645- i696), Les Caracteres de Tluiophraste traduits du
grec avec fes caracteres ou fes nıoeurs de ce siecle (Theophrastos'un
Yunanca'dan Çevrilmiş Karakterler'iyle Birlikte Bu Yüzyı-
lın Karakterleri veya Gelenekleri, 1688) adlı tanınmış yapıtında,4 REMZİ DEMİR - MUTLU KILIÇ
Kharakteres Ethikoi'nin çevirisine bazı ekler yapma gereksinimi
duymuştur4.
Physikon Doksai (Fizikçilerin Kanıları) adlı başka bir yapıtında
ise, Theophrastos, Yunan filozoflarının düşüncelerini ayrıntılı bir
biçimde betimlemiş ve tanıtmıştır.
Bunların dışında, döneminin diğer düşünürleri ve bilginleri gibi,
Theophrastos da çeşitli alanlarda çok sayıda kitap yazmıştır. Birincil
Önermeler, Doğa Felsefesindeki Sorunlar, Astronomi Tarihi,
Aşk, Meteoroloji, Sara, Hayvanlar, Hareket, Yasalar, Kokular, Şarap
ve Yağ, Atasözleri, Su, Ateş, Geometri Tarihis, Uyku ve Rüyalar,
Erdem, Buluşlar, Müzik, Şiir, Tanrısal Varlıkların Tarihi, Siyaset
ve Gök, Diogenes Laertius tarafından kendisine atfedilen 220
yapıttan sadece birkaçıdır6

Aslında Aristote1es'in ve Theophrastos'un düşünsel ürünleri,
öylesine çeşitli ve öylesine çoktur ki bunların öğrencileri tarafından
yazılmış olan birçok yapıt, kuşkusuz ki bu iki yazara mal edilmiş-
tir; ancak üslup ve fikir benzerlikleri yüzünden böyle çalışmaların
Aristotelesçi Mekteb 'in yapıtları arasında sayılması ve üstadlarla
ilişkilendirilmesi normaldir.
Bilim tarihçileri tarafından madeni cevherleri konu edinen ilk
inceleme olarak nitelendirilen De Lapidibus adlı araştırma da, bazan
bu kategoriye yerleştirilmiştir; çünkü üslup açısından incelendiğinde
görülmektedir ki tamamlanmış bir bilimsel yapıttan çok,
öğrenciler tarafından tutulmuş ders notlarına dayanan bir derlemeye
benzemektedir. Paragraflar oldukça kısadır ve ayrıntılı bir biçimde
verilmiş olan bilgilerin hatırlanması maksadıyla yazılmış müsveddelerden
ibaretmiş gibi görünmektedir7
.
4. Bu yapıt Türkçe'ye de çevrilmiştir; bkz., Theophrastos, Karakterler, Yunanca
Aslından Çeviren: Candan Şentuna, Ankara 1998.
5. Astroııomi Tarihi ve Geometri Tarihi adlı yapıtları. Theophrastos'un bilim tarihi
ile de ilgilendiğini kanıtlamaktadır.
6. Theophrastos, 011 Stones, İngilizce Yayımı Hazırlayanlar: Earle R. Caley ve John
F.C. Richards, Ohio 1956, s.3-4.
7. Theophrastos, s.4. Bilim tarihçilerinden Sarton. taşlara ilişkin ilk bilimsel eserin
Theophrastos tarafından yazıldığını belirtmekte ve kısaca şu bilgileri vermektedir: DeCEV AHİRNAMELER VE OSMANLıLAR DÖNEMİ'NDE YAZıLMıŞ... 5
Theophrastos, De Lapidibus'da, üstadı Aristoteles'in yolundan
giderek, taşlar ve metaller gibi birbirlerinden tamamen farklı olan
iki tür madem cevherin, Cansız Doğa içindeki oluşumlarını açıklamaya
çalışır. Taşların toprak kökenli (Arz!) ve metallerin ise su kö-
kenli (AbI) olduğunu düşünür. Taşlar arasında Cansız Dünya'nın
harikaları olan değerli taşlara, yani cevherlere özel bir önem
atfeder. Yapıtının büyükçe bir kısmı, yaklaşık dörtte biri bunlarla ilgilidir
ve sonraki araştırmacılar daha çok bu kısımdan yararlanmıştır.
Cevherleri betimlerken, genellikle ağırlık, renk, saydamlık,
parlaklık, kırılganlık, eriyebilirlik ve sertlik gibi fiziksel özellikleri
kullanmıştır. Ayrıca, bazı cevherlerin bulunabileceği yerleri ve satı-
labilecekleri fiyatları göstermiştir. Yapmış olduğu betimlemeler,
birçok taşın tanınması için yeterlidir; bunlar arasında kaymak taşı,
ametist, amber, zümrüt,la'I, laciverd, yeşim, akik, billur, bakır taşı,
mıknatıs ve hematit gibi taşlar da bulunmaktadır; ancak diğer bir-
çok taşın ne olduklan bilinmemektedir; mesela "Adamas" adlı bir
taşın nitelikleri sıralanırken, ateşten etkilenmediği söylenmektedir;
buna göre adamas, elmas olabilir; ancak yine de, bu hususta kesin
bir şey şey söylemek mümkün görünmemektedir.
Theophrastos'un bilgi birikimi, Dünya'nın dörtte birlik kısmından,
yani Akdeniz'i çevreleyen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalanndan
gelmiştir ve çoğu, çok eski dönemlerde, muhtemelen Babilliler
ve Mısırlılar ve hatta tarih-öncesi kavimler tarafından üretilmiştir.
Bu nedenle bazı akıl-dışı veya bilim-dışı anlatımlarla karşılaşmak
olasıdır ve bu anlatımlar, genellikle taşların büyüleyici ve iyileştirici
özelliklerinin sıralandığı yerlerde, gerçekle olan ilintilerini iyiden
iyiye kaybederler. Ancak bir bütün olarak yapıt, dikkati çekecek öl-
çüde aklı ve ilmıdir. Ulaşmış olduğu sonuçlardan bazıları doğrudur.
Mesela Theophrastos, incilerin istiridyeler tarafından salgılandığını
ve mercanların denizde yetiştiklerini bilmektedir.
Lapidibus, aslında Aristoteles'inmiş. Aristoteles. Doğa'yı oluşturan Alem'leri, yani
Madenler Alemi'ni. Bitkiler Alemi'ni ve Hayvanlar Alemi'ni -Ortaçağ İslam Dünyası'nda
ve dolayısı ile Osmanlı Dünyası'nda bu üç iilemden söz eden ilme "İlm-i MeviiIfd-i
Selase" denilmiştir- aralarında paylaştırmış. Madenler Alemi ile Bitkiler Alemi,
Theophrastos tarafından ve Hayvanlar Alemi ise Aristoteles tarafından incelenmiş; bkz.,
Sarton, s.559.
l6 REMZİ DEMİR - MUTLU KILIÇ
Theophrastos, De Lapidibus'da madenIerin ve özellikle de de-
ğerli taşların oluşumunu şöyle açıklar:
"Yerde oluşan cevherlerin bazıları sudan ve bazıları ise topraktan
varlığa gelir. Maden ocağından çıkarılan altın, gümüş ve diğer
metaller sudan, içinde değerli taşların da -cevherlerin- bulunduğu
taşlar ise topraktan gelir ... Metaller başka bir yerde tartışıldığı için,
şimdi taşlar hakkında konuşalım.
Genellikle şurasını göz önünde bulundurmamız gerekir ki taş-
ların hepsi, bir akma veya bir sızmanın sonucu olarak arı ve türdeş
bir maddeden oluşur veya yukarıda açıklandığı gibi, diğer bir yolla
ayrışmış maddeden oluşur. Çünkü muhtemelen bazıları, bu yollardan
biriyle, bazıları diğeriyle ve nihayet bazıları da başka bir yolla
meydana gelir. Bu nedenle taşlar pürüzsüzlüklerini, yoğunluklarını,
parlaklıklarını, saydamlıklarını ve bunlara benzer diğer niteliklerini
kazanırlar ve ne kadar arı ve türdeş iseler, nitelikleri o kadar belirgin
olur. Genelde, nitelikler, taşların biçimlenmesi ve katılaşmasındaki
kesinliğe göre oluşur.
Bazı nesneler sıcaklık tarafından ve diğer bazı nesneler ise
soğukluk tarafından katılaştırılır..."g
İnci ve mercan hakkında ise şu bilgileri verir:
"İnci: Seçkin taşlar arasında, başka bir tane daha vardır ki inci
diye adlandırılır; bu, doğası gereği yarı saydamdır ve değerli gerdanlıklar
bundan yapılır. Bir istiridyede oluşur ve pinnaya benzer
(Ancak ondan daha küçüktür. İncinin büyüklüğü, büyük bir balık
gözünün büyüklüğü kadardır); Hindistan' daki ve Kızıldeniz'deki
bazı adalarda çıkarılır. Bunlar, ender mükemmellikteki taşlardan sayılırlar."
"Mercan: Bir taşa benzeyen mercanın rengi kırmızıdır ve bir
kök gibi yuvarlaktır; denizde yetişir. Ve bir bakıma, taşlaşmış Hint
kamışı, doğası itibariyle mercandan çok farklı değildir. Fakat bu
başka bir araştırma konusudur"9.
8. Theophrastos, s.45.
9. Theophrastos, s.52.CEV AHİRNAMELER VE OSMANLıLAR DÖNEMİ'NDE YAZıLMış... 7
Taşlarla ilgili bazı işlemleri de anlatmıştır:
"Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, bazı taşlar da herhangi
bir işleme boyun eğmeme gücüne sahiptir; mesela, demir araçlarla
değil, sadece diğer taşlarla kesilebilirler. Umumiyetle daha büyük
taşları işleme yöntemlerinde büyük bir farklılık vardır; çünkü bir
kısmı doğranabilir, bir kısmı oyulabilir ve nihayet diğer bir kısmı
ise, Manisa Taşılo gibi bir torna tezgahı üzerinde yuvarlaklaştırılabilir.
Görünümü olağanüstüdür ve bazı kişiler, gümüşle hiçbir ilişkisi
olmamasına karşın, ona benzemesi ne hayret ederler" iJ •
Öyle anlaşılmaktadır ki Theophrastos'un De Lapidibus'u, Eskiçağ
ve Ortaçağ'da yazılan bütün cevahimameleri büyük ölçüde
etkilemiştir.
RomaDönemi
Bu dönemin önde gelen doğa-bilginlerinden ve düşünürlerinden
Plinius da bu konuyla ilgilenmiş ve yukarıda da belirtildiği üzere,
Naturalis Historia adlı tanınmış eserinin XXXVII. Kitab'ını de-
ğerli taşlara ayırmıştır. Bu bölümü yazarken, Plinius'un, De Lapidibus'u
ve döneminde okunan diğer cevahimameleri kullandığı gö-
rülmektedir. Ancak Theophrastos ve Plinius'un yapıtları arasında
yapılacak küçük bir karşılaştırma, De Lapidibus'un bilim tarihi açı-
sından çok daha önemli olduğunu göstermeye yetecektir; çünkü,
Plinius'un bilgisi, Theophrastos'un bilgisinden daha fazla olabilir,
ama Theophrastos'un bilgisi, Plinius'un bilgisinden daha bilimseldirl2•
Bilindiği üzere, Naturalis Historia, otuz yedi kitaptan oluşur ve
Eskiçağ' da üretilen doğa-bilimleri ile ilgili bütün bilgileri derler13•